7 Nisan 2026
Dağlık Alanların Önemi, Sosyo-Kültürel ve Ekonomik Yapılar&Volkanizma ve Güvenlik Yönetimi
Sayın katılımcılar, değerli meslektaşlar,
Bugün burada, dağ ve dağlık alanlarda bütünleşik risk yönetimi ve toplum farkındalığı üzerine görüşlerimizi paylaşmak için bir araya geldik.
Türkiye’nin dağlık bölgeleri; sıcak su kaynakları, volkanik oluşumları, zengin ekosistemleri ve kıymetli madenleriyle ülkemiz için büyük bir değer taşımaktadır. Ancak bu değerler, aynı zamanda karmaşık afet tipleriyle iç içedir: deprem, heyelan, çığ, volkanizma ve iklim değişikliğine bağlı riskler, dağlık alanların yönetiminde dikkate alınması gereken temel unsurlardır. Ayrıca insan çevresi de yerleşim özellikleri bütününde konunun önemli bir boyutudur.
İzmir özelinde düşündüğümüzde, kentin yaklaşık %60’ı dağlık alanlardan oluşmaktadır. Türkiye genelinde ise ülke yüzölçümünün %70’in üzerinde bir bölümü dağlık alanlardan meydana gelmektedir. Bu alanların yerleşim, turizm çeşitliliği ve doğal kaynak kullanımıyla iç içe geçtiğini görüyoruz. Dolayısıyla dağlık alanların korunması ve yönetilmesi yalnızca sosyo-ekonomik ve kültürel yönleriyle değil, aynı zamanda coğrafi özelliklerine göre farklı afet tipleri farkındalığı ve yerel-ulusal toplumsal sorumlulukla doğrudan bağlantılıdır.
“Türkiye’de coğrafya terminolojisine göre 13 aktif volkan bulunmaktadır; bunların en bilinenleri Ağrı, Erciyes, Nemrut, Hasan, Tendürek ve Süphan Dağlarıdır. İzmir ve Ege Bölgesi’nde ise Bozdağlar, Yamanlar ve Nif Dağı gibi dağlık alanlar sıcak su kaynaklarıyla bağlantılıdır. Balçova ve Seferihisar çevresindeki jeotermal kaynaklar, İzmir’in dağlık coğrafyasının afet riskleriyle iç içe geçmiş doğal zenginliklerine örnek teşkil etmektedir.” Fay hatlarıyla birlikte birinci derecede risk bölgesi olan İzmir’de çok yönlü risk yönetimi planlaması yerel ve merkezi düzeyde önem taşımaktadır.
Yerel toplumsal farkındalığı artırmak, afet risklerini toplumun sosyo-kültürel gücünden yararlanarak azaltmak ve disiplinlerarası sürdürülebilir çözümler geliştirmek için burada bir sinerji yaratmayı hedefliyoruz. Bu bağlamda, erken uyarı sistemleri, afet yönetim planları ve ekosistemlerin korunması da yerel ve ulusal gündemimizin önemli yönleridir.
Bugünkü oturumun gerçekleşmesini sağlayan uzmanlarımıza ve Konak Kent Konseyi-Belediye yapılanması işlevselliğini sağlayan yönetim birimlerimize teşekkür ederiz. İzmir’in kültür sermayesinin gücüyle, bu toplantıya katılımlarıyla değer katan tüm paydaşlarımıza ayrıca minnettarız.
Toplantımızın, dağlık alanların doğal zenginlikleri ile afet riskleri arasındaki ilişkiler bütününü daha iyi anlamamıza ve toplum farkındalığını güçlendirmemize katkı sağlayacağına inanıyorum. Hep birlikte, bilimsel veriler ışığında, daha güvenli ve sürdürülebilir bir gelecek için İzmir’de bütünleşik Risk Yönetimi Çalıştayı hedefleyebilir ve oluşturulacak veriye dayalı eylem planlarımızı kentin stratejik planlarına aktarabiliriz.
Toplantının faydalı olmasını diliyoruz.
